Aşk

2/1/2009 · Kategori: denemeler



İnsan oğlunun var oluşundan beri ondan ayrılmayan bir duygudur aşk. Aşkın ortak olarak kullanılan bir tanımlaması olmasa da ona kısaca bağlılık diyebiliriz. İlle de bir tanım yapacaksak şunları söyleyebiliriz aşk için: Aşk, insanın kalbinde yanan, küllense bile sönmeyen, bir süreliğine kişinin karakterini değiştiren, insanın duygu denizinde meydana gelen bir med-cezir olayıdır.

Aşk denilince insanların aklına gelen ilk şey karşı cinslerin birbirlerine olan hissiyatlarıdır. Ancak bu düşünce bu duygunun kapsamını daraltır. Bir çocuğun şekere olan ilgisi, bir doktorun hastasını iyileştirme çabası, bilim adamının çalışmaları için yıllarını harcaması da bir aşk örneğidir. Bu bir kaç örneğin zorunlu sonucu ilk paragrafta belirtilen bağlılık ilkesine dem vurmasını farketmişsinizdir.

Yukarıdaki açıklamalar aşkın arka planda kalan kategorisini tanımladığı için pek ilgi uyandırmaz. Bu yüzden insanlar için can alıcı noktaya parmak basmamamız büyük haksızlık olur. Yani kadın ve erkek arasındaki o muazzam duyguya...

Bu duygu için insanlar neler yapmadı ki? Kalemi güçlü olanlar bu duygularını edebiyatla açığa vururken, pazusu güçlü olanlar güreşerek, dövüşerek gösterdiler.  Ferhat, Şirin için dağı delerken, Mecnun, Leyla için çöllere düştü. Bazı aşklar çılgınlık derecesine dönüşür ki Vincent van Gogh 'un kulağını kesip sevgilisine göndermesi, Graham Bell'in bizlerede alo dedirtmesi en güzel örnekleridir.

Aşkın insana Olmazı oldurtan, zayıfı kuvvetlendiren hikmetleride vardır.  İnsanın duygu selini hareketlendien aşk, yaşanması istem dışı bile olsa muhakkak yaşanan bir duygudur.
İnsanın, hayatında aşka yer vermesinin sebebi yaşamın zorunlu bir sonucudur.

Bir Aşk Bir Hata

1/1/2009 · Kategori: denemeler


Bütün aşkların aksine baharda değilde kış aylarında cereyan etmişti Selim ile Nazan'ın aşkı. Selim üniversiteye yeni başlamıştı. Nazan bir kafeteryada çalışıyordu.

Selim geldiği yeni şehri hem keşfetmek hem de ilerde sıkıntı yaşamamak için bilinmesi gereken yerlere gidiyor ve buranın insanlarını tanıyordu. Pek sevmemişti geldiği yeni şehri. Dört yıl boyunca çekeceği sıkıntıları düşünüyordu. O'nu okulundan başka buraya bağlayan başka hiçbir sebep yoktu. Geçen üç aya rağmen hala adapte edememişti kendini buraya. Ta ki arkadaşları O'nu bilmediği bir kafeteryaya götürünceye dek.

Gittikleri kafeterya  pek rağbet görmeyen bir yerdi. Sakin bir mekandı.İçerde sinek vızıldasa oluşan tek gürültü sesi o vızıltı olurdu. Bu durum Selim'in ilerde Nazan'la samimiyetini kurmasına çok yardımcı olacaktı.

Her zamanki gibi sıkkındı Selim. Arkadaşlarının ne içersin sorusuna bezgin bir halde çay dedi. Arkadaşı el hareketiyle çağırdı garsonu. Garson çay siparişlerini alıp işi çalışma arkadaşına devretti. Yani Nazana.  Selim çayı aldı, şekerlerini attı. Bir şeker daha istemek için öne eğik olan başını kaldırınca nutku tutuldu. Ağzında bir şeyler geveledi. Nazan güldü."Tekrar eder misiniz, anlayamadım" dedi. Nihayet fazladan bir şeker isteyebilmişti ondan.

Selim daha önce burayı bilmemesine lanet etti. O üç ayı boşuna geçirdiğini düşünüp hayıflanıyordu. İğrendiği şehir cennet olmuştu artık. O kafeteryaya bazen günde üç defa gittiği oluyordu.

Selim bir gün cesaretini toplayıp Nazana açılma kararı aldı. Kafe sakindi. Onunla konuşmasına engel olan tek kişi yani patron şehir dışına çıkmıştı o gün.
Selim tek başınaydı. Ama Nazandan 2 çay istemişti. Buna anlam veremeyen Nazan "Arkadaşınız gelince getireyim isterseniz ikinci çayı" dedi.  Selim "İkinci çay sizin için" dedi.
Nazana onunla konuşması gerektiği bir konu olduğunu belirtti. Çaylar gelince Selim yine ağzında bir şeyler gevelemeye başladı. Nazan çok vaktinin olmadığını konuya hemen girmesini rica etti. Selim bütün cesaretini toplayarak kendisinden hoşlandığını söyledi. Nazan bir şey demeyip kalktı. Selim aşkına karşılık bulamayacağını düşünüp hesabı istedi.
Hesabın yanında bir de not vardı. Üstünde "gittiğin zaman oku" yazılıydı Selim notu okumak için hemen dışarının yolunu tuttu. Notun üstünde "bende seni seviyorum"  yazılıydı.

O günden sonra sık sık buluştular. Gelecekle ilgili planlar kurmaya başlamışlardı bile. Selim okulu ve askerliği bitirir bitirmez evleneceklerdi. Nazanda evinin hanımı olacaktı. Çalışmayacaktı.

Herşey güzel gidiyordu. Ama bu güzel günler çok uzun sürmeyecekti. Selim memleketine giderken trafik kazası geçirmişti. Nazana Selimin ölüm haberi geldi. Yıkılmıştı Nazan. Selimin öldüğüne inanmak istemedi.. Birgün çıkıp gelir diye aylarca yolunu gözledi. Geçen süreye bakınca selimin ölümünü kabullenmek zorunda kaldı. Onu çabuk unutmak için de evlenme kararı aldı. Bir aile dostlarının oğluyla evlendi. Beklemediği bir şekilde mutlu bir hayat başladı Nazan için.

Birgün hiç beklemediği bir olay yaşadı Nazan. Selim ölmemişti. Kazadan sonra komaya girmiş, iyileşme süreci uzun sürmüştü. Nazanın karşısına sakat çıkmamak ve Nazana bu halde görünmemek için gizlenmişti. Nazanın evleneceğini hesaba katmamıştı. İkiside yıkılmıştı. Nazan günlerce ağladı. Selim şaşkındı. Ruh gibi dolanıyordu ortalıklarda. Daha fazla dayanamayıp sırra kadem bastı.

Aradan yıllar geçmişti.Nazan Selimin bir arkadaşıyla rast geldi. Selimi sordu ona. Meğer Selim gidişinden bir ay sonra mide kanaması geçirmiş, sonrasında ruh hali bozulmuş. Yaşadıkları onu agresifleştirmiş kimseyi tanımaz etmişti. Daha fazla dayanamayıp oradanda kaçmış. Bir daha da kimse haberini alamamış.



Sen Giderken

1/1/2009 · Kategori: denemeler


Bu gece ışıklar daha bir karanlık. Loş bir sevda var başımda. Alışamadım yalnızlığıma hala. Karşımda hayal ediyorum seni. Ama gidiyorsun yine. Hayalimde olsan bile. Ne yapayım, böyle alıştırdın kendini. Her anımın en güzel yerinde, hiç beni düşünmeden, sessizce, çekip gidiyordun. Ne çok severmişim oysa seni. Bunu sen gidince anladım. Ve hep sevdirdin kendini bana, bitmek bilmeyen gitmelerinle, sen giderken sonsuzluğuma...

Ne dert kalıyor Ne de tasa

8/11/2008 · Kategori: Gunluk

Ayaklarımın dili olsa da ahlarını vahlarını dinleseniz. Bir saniye yerimde duramıyorum. Elimden gelse dersin ortasında kalkıp sınıfı gezicem. =))

Akşamları yemekten sonra ismet paşa caddesinde turlama vaktini iple çekiyorum. Caddenin başında önce sigaramı yakıyorum sonra yavaş yavaş yürümeye başlıyorum. Ve hayallere dalıp, koskoca alana sığmadan ileri geri voltalar atmayı o kadar çok seviyorum ki.
Hele birde hava ayaz oldu mu, bundan iyisi şamda kayısı...

Arkadaşlar arasında espiri olmuştur bu olay. "Mesut senin için gezmeli çay bahçesi yapmışlar. "Çayını gezerek içiyorsun." Ne diyebilirim ki? "Hadi gidelim o zaman"=))

Saat 10 oldumu hiçbir şey yaşamamış gibi oluyorum. Çünkü yurdun son giriş saati olan 10 buçuğu kaçırmamam gerek. O telaşla yüklendiğim tüm pozitif enerji negatif enerjiye dönüşüyor. Yine kapalı alana tıkılıp kalıcaz. Allahtan terasımız var. Açık bir çay doldurup çıkıyorum terasa. Ardından en zararlı dostuma veriyorum tekrar ateşi. Bir yudum bir nefes=))
Ve kendimi bildim bileli kurduğum nostaljik hayalimi yeniden kurguluyorum.
Sağımda O, kucağımda dünya tatlısı kızım var.=)) Ne dert kalıyor ne de tasa...

Şafak Kaç?

7/10/2008 · Kategori: Kose - Bucak yazilar

Köşe bucak kategorisinin ilk konusu hayatın anlık kesitinden bir bölüm olacak. 
Gelecek ve gidecek günler hakkında...

Ve beklenen geldi. Sonunda Uşak'tayız. Bu anın gelmesini bekliyorduk. Geldi.
Şimdide gitmesini bekliyoruz. Ne bu acele dediğinizi duyar gibiyim. O zaman size bir soru. Siz neden acele ettiniz? Malum sona yaklaştıran süreyi neden kısalttınız?

Sürekli akış içinde olan ömrümüzü, hep gelecek ve gidecek zamanları hesaplayarak geçiriyoruz.Sebepleri malum ama iki örnek verelim.
Belki zor geliyor bulunduğumuz zaman dilimi, hemen geçsin isteriz. Belki de hiç bitmesini istemediğimiz bir zaman dilimindeyiz. Keşke hiç geçmese.
Anne'ye kavuşçak bir asker düşünün. Şafak sayar. Evlenecek bir nişanlıyı düşünün. Düğün zamanını bekler. O anlar gelmez mi peki? Allah izin verirse gelir. Ama gelen gidiyor da.
 
Size mantıklı örnekler göstererek kendime çıkar yol buluyorum elbet. Şu gelmesini dört gözle beklediğimiz, sonunda gelmiş vakit geçsede sıradaki zamanları saymaya başlasak. Uzun bir yol var önümüzde. Daha şafak sayıcaz, düğün vaktini sayıcaz. Sıralama yapmanın lüzumu yok. Liste uzar gider.

Ama insanın ne zaman geleceğini bilmediği ve bunun rahatlığı içinde yaşadığı gelecek bir zaman var ki  ona ecel zamanı diyoruz. Biz gelecek gidecek olan vakitleri sayarken ecel heybemizi boş bırakmıyor muyuz peki? İnşaAllah Allah azze ve celle heybemizi dolduracak vakti verir bizlere.
Hayırla gelen şafaklar dilerim.

Gecekonduk

« Önceki ::